KEFALET SÖZLEŞMESİNİN TÜRLERİ VE GEÇERLİLİK KOŞULLARI
- Sarp N.
- 11 Tem 2025
- 10 dakikada okunur
GİRİŞ
Kefalet sözleşmesi, çeşitli hukuki işlemlerden kaynaklanan alacakların teminat altına alınması amacıyla, sıklıkla başvurulan bir sözleşme türüdür. Bu sözleşme ile birlikte alacaklının alacağına kavuşma ihtimali daha da artmaktadır. Ancak kefalet sözleşmelerinin akdedilmesinde belirli şekil şartları aranmaktadır. Uygulamada, bu şekil şartlarına haiz kefalet sözleşmelerinin akdedilmesi noktasında sıklıkla hatalar yapılmaktadır. Bu şekil şartlarına uygun bir kefalet sözleşmesinin akdedilmesi için öncelikle kefaletin türünün saptanması ve buna uygun olarak ilgili kayıtlara yer verilmesi gerekmektedir. Bu çalışmada, kefalet sözleşmesinin özellikleri ile kefalet türleri incelenecek ve kefalet sözleşmesinin geçerli olarak kurulabilmesi için gereken kayıtlar, Yargıtay kararlarından da yararlanılmak suretiyle uygulamaya dönük olarak ortaya konulacaktır.
1. KEFALET SÖZLEŞMESİNİN TANIMI VE NİTELİĞİ
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 581.maddesine göre, “Kefalet sözleşmesi, kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşmedir”. Bu sözleşme ile alacaklı, asıl borçlunun borcunu ifa etmemesi tehlikesine karşı, kefil ile bu borcun teminat altına alınmasına ilişkin ayrı bir sözleşme kurmak suretiyle alacağının tahsil kabiliyetini artırmaktadır. Bu bağlamda, kefalet sözleşmesi, bir borcun teminat altına alınması amacıyla alacaklı ile kefil arasında kurulan bir sözleşmedir. Kefalet sözleşmesi ile kefil, alacaklının alacağına kavuşamaması durumunda sözleşme ile kararlaştırılacak azami miktarı alacaklıya ödeme borcu altına girmektedir. Bu itibarla, kefalet sözleşmesi tek tarafa borç yükleyen bir sözleşmedir.
A. Fer’i (Asıl Alacağa Bağlı Olması) Niteliği
Fer’i haklar, asıl alacağın kaderine bağlıdırlar.[1] Bu nedenle, TBK m.582’de belirtildiği üzere kefalet sözleşmesi ancak mevcut ve geçerli bir alacağın teminat altına alınması için kurulabilmektedir. Bu yönden kefalet sözleşmesi, asıl borcun varlığına bağlıdır. Geçerli olmayan bir alacaktan dolayı akdedilen kefalet sözleşmesi geçersiz olmaktadır. Yine fer’i olma özelliğinin bir yansıması olarak TBK m.598’de de belirtildiği üzere asıl borcun sona ermesi durumunda kefalet sözleşmesi de sona erecektir.
B. Tali (İkincil) Niteliği
Alacaklının, kural olarak borçluyu takip etmeden kefile başvuramamasının nedeni kefalet sözleşmesinin tali (ikincil) niteliğe haiz olmasındandır.
Kefalet sözleşmesinin tali niteliğine uygun düşmeyecek şekilde alacaklının, asıl borçluya başvurmadan kefile müracaat etmesi durumunda kefil, önce asıl borçluya başvurulmadığından dolayı borcu ödemek zorunda olmadığını ileri sürebilir. Buna tartışma def’i[2] denir. Bunun dışında, alacaklının asıl borçlunun bir malı üzerinde rehin hakkı da bulunabilir. Bu rehin hakkının kullanılmasından önce, alacaklının kefile başvurması durumunda kefil, rehnin paraya çevrilmesi def’ini ileri sürebilecektir. Bu def’i de kefalet sözleşmesinin tali niteliğinden kaynaklanmaktadır.
2. KEFALETİN TÜRLERİ
A. Adi Kefalet
Alacaklının kural olarak öncelikle asıl borçluya başvurmasının gerektiği kefalet türüne adi kefalet denir. Alacaklının, öncelikle borçluya başvurması gerekliliği, adi kefaleti müteselsil kefaletten, borca katılmadan ve garanti sözleşmesinden ayıran bir unsurdur.[3] Türk Borçlar Kanunu’nun 585.maddesine göre, kural olarak, adi kefaletin söz konusu olduğu durumda alacaklının kefile başvuru hakkı, borçlu aleyhine yapılan takip sonucunda kesin aciz belgesi alınması halinde doğar. Başka bir deyişle, borçluya karşı başlatılan takip neticesinde borçludan tahsilat yapılamaması ve bu durumun kesin aciz belgesi ile belgelendirilmesi sonrasında alacaklının kefili takip etme hakkı doğar. Bu bağlamda, kefalet sözleşmesinin tali (ikincil) olma özelliği adi kefalette açıkça görülür.[4]
Adi kefalette kural, ilk önce asıl borçlunun takip edilmesidir. Ancak TBK m.585 hükmünde sayılan bazı hallerin söz konusu olması halinde, kefaletin türü adi kefalet dahi olsa alacaklı, kefile doğrudan başvurma hakkına sahiptir. Bu haller; borçlu aleyhine Türkiye’de takibatın imkansız hale gelmesi veya ö nemli ölçüde güçleşmesi, borçlunun iflasına karar verilmiş olması, borçluya konkordato mehili verilmiş olması halleridir. Bu şartlardan birinin gerçekleşmiş olduğu durumda, özellikle adi kefalette açıkça görülen kefaletin taliliği ilkesi adeta askıya alınmış olacaktır.
Kefaletin türünün açıkça adi kefalet olarak kararlaştırıldığı veya kefaletin türünün açıkça müteselsil olarak kararlaştırıldığına ilişkin kayıt bulunmayan kefalet sözleşmelerinin türü adi kefalet olarak karşımıza çıkar. Bunun dışında, 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un 4.maddesinin 6.fıkrasında, tüketici işlemlerinde, tüketicinin edimleri kapsamında alınacak şahsi teminatların kanunen adi kefalet sayılacağı hükmolunmuştur. Bu bağlamda, bir tüketici işleminde tüketicinin borcunun teminat altına alınmasına yönelik olarak akdedilen bir kefalet sözleşmesi, müteselsil kefalete ilişkin tüm şartları taşıyor olsa bile kanunun emredici hükmü dolayısıyla adi kefalet olarak kabul edilecektir.
B. Müteselsil Kefalet
Müteselsil kefalet, alacaklının borçluyu takip etmeden önce kefili takip edebileceği kefalet türüdür. Bu kefalet türünde, kefalet sözleşmesinin tali olma özelliği ikinci plana atılmış olup, alacaklıya ilk önce kefile başvurma imkanı getirilmiştir. Bu itibarla kefil, borçluya başvurulmadan kendisini takip eden alacaklıya karşı tartışma def’ini ileri süremeyecektir.
Müteselsil kefalet ile müteselsil sorumluluk kavramları birbirlerinden farklı kavramlardır. Her ne kadar iki kavramda da alacaklının istediği kişiye başvuru hakkı olsa da, bu kurumların doğurduğu etkiler farklıdır. Müteselsil sorumlulukta alacaklı, müteselsil sorumluluk altındaki müteselsil borçlulardan birine karşı başvurduğu ve alacağını tahsil ettiği durumda, ödemeyi yapan müteselsil borçlu bu ödemeyi; ancak diğer müteselsil borçlu ile iç ilişkilerindeki sorumluluk oranına göre rücu edebilir. Ancak müteselsil kefalette kefil, ödediği miktarı asıl borçluya tamamen rücu edebilir. Bir başka farklılık ise borcun sebebidir. Müteselsil sorumluluk altında olan müteselsil borçluların, alacaklıya karşı borç altında olma sebebi aynıdır. Ancak müteselsil kefil ile asıl ilişkideki borçlunun borç altında olma sebebi farklıdır. Müteselsil kefil, kefalet sözleşmesi dolayısıyla borç altına girmişken; asıl borçlu ise alacaklı ile arasındaki herhangi bir hukuki ilişkiden dolayı borç altına girmiş olmaktadır. Bu itibarla, müteselsil sorumluluk ve müteselsil kefaletin birbirlerinden farklı kavramlar olduğu vurgulanmalıdır.
C. Rücua Kefalet
TBK m.588/2’ye göre, “Rücua kefil, kefilin borçludan rücu alacağı için güvence veren kefildir”. Başka bir anlatımla rücua kefil olan kişi, asıl borçlunun borcuna kefil olan adi veya müteselsil kefilin, borcu ödemek zorunda kaldıktan sonra asıl borçluya karşı kullanacağı rücu hakkını teminat altına almaktadır.
D. Kefile Kefalet
TBK m.588/1’e göre, “Alacaklıya, kefilin borcu için güvence veren kefile kefil, kefil ile birlikte, adi kefil gibi sorumludur.” Kefile kefil, borçlu tarafından ödenmemiş olan borcun, kefil tarafından da ödenmemesi halinde ödeme yapmayı taahhüt etmektedir. Bir başka anlatımla, burada asıl borçlu konumunda olan kişi kefildir.[5] Çünkü buradaki kefil, kefilin borcuna kefil olmaktadır. Bu sözleşme, asıl borcun alacaklısı ile kefile kefil olan kişi arasında akdedilir.
3.KEFALET SÖZLEŞMESİNE ÖZGÜ GEÇERLİLİK KOŞULLARI
A. Esas Açısından
Kefalet sözleşmesi ile, asıl alacağa bağlı (fer’i) bir hak tanındığından; geçerli bir asıl borcun mevcudiyeti, kefalet sözleşmesinin ilk geçerlilik şartıdır. Kefaletin türünün adi kefalet veya müteselsil kefalet olması bu durumu değiştirmez. Her tür kefalette, alacaklıya tanınan hak asıl alacağa bağlı olduğundan, geçerli bir asıl alacak olmadan da geçerli bir kefalet sözleşmesinin olamayacağı açıktır.
B. Şekil Açısından
Genel olarak sözleşmelerin akdedilmesi sırasında şekil serbestisi söz konusudur. Türk Borçlar Kanunu’nun 12.maddesi ile getirilen şekil serbestisinin kanunun açık hükmü ile sınırlanıp bazı özel şekil şartlarına bağlandığı sözleşme çeşitleri söz konusudur. Kefalet sözleşmeleri de bu sözleşmelerden biridir.
a.Kefalet Sözleşmesine İlişkin Nitelikli Yazılı Şekil Kuralı
Kefalet sözleşmesine ilişkin şekil şartları, Türk Borçlar Kanunu’nun 583.maddesinde düzenlenmiştir. TBK m.583/1 hükmüne göre, “Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır.”
Bu bağlamda, kefalet sözleşmesinin şekil açısından geçerliliği için sözleşmenin adi yazılı şekilde yapılmasına ek olarak kefilin sözleşme ile sorumlu olmayı kabul ettiği azami miktar ile buna ilişkin kefalet tarihinin sözleşmede belirtilmesi gerekir. Gösterilecek azami kefalet miktarı, mutlaka para olarak gösterilmelidir.[ Ayrıca bu hususların kefil tarafından kendi el yazısıyla kefalet sözleşmesinde belirtilmesi zorunludur. Bu itibarla kefalet sözleşmesi nitelikli yazılı şekle[7] bağlanmıştır. TBK m.583/1 hükmünün ilk cümlesinden anlaşılan bu şekil şartları, adi kefaletin söz konusu olduğu durumda uyulması gereken şartlardır.
b. Müteselsil Kefalette Özel Şekil Kuralı
Müteselsil kefaletin söz konusu olduğu durumlarda ise kanun koyucu, kefalet sözleşmesinin geçerliliğini daha ağır şekil şartlarının varlığına bağlamıştır. Bu bağlamda, kefilin, müteselsil kefil sıfatına haiz olacağı kefalet sözleşmelerinin şekli anlamda geçerliliği, sorumlu olunacak azami miktarın ve kefalet tarihinin yanı sıra, kefilin müteselsil kefil olarak bu yükümlülüğün altına girdiğini kendi el yazısı ile sözleşmeye yazmasına bağlıdır. Nitekim, Yargıtay 19.HD’nin 01.06.2020 tarihli 2018/1415 E. 2020/720 K. sayılı kararında[8] “…davanın, kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin olduğu, davalı ... vekilinin istinaf dilekçesinde özellikle sözleşmelerde kefalet tarihinin bulunmadığı hususunu ön plana çıkardığı, dava dosyası içerisinde bulunan 21.01.2013 tarihli kredi kartı üyelik sözleşmesinin davalı ... tarafından imzalanan bölümde kefalet tarihi kısmının boş olduğu, yine icra takip dosyası içerisinde bulunan 21.01.2013 tarihli genel kredi sözleşmesinin davalı ... tarafından imzalanan bölümünde kefalet tarihinin yer almadığının görüldüğü, 6098 Sayılı TBK'nun 583/1. maddesi hükmü uyarınca kefalet tarihinin de kefil tarafından kendi el yazısı ile yazılmasının bir geçerlilik şartı olduğu, somut olayda dosyada bulunan gerek kredi kartı üyelik sözleşmesindeki, gerekse genel kredi sözleşmesindeki davalı kefil ... tarafından imzalanan bölümlerde kefalet tarihinin yazılı olmadığının görüldüğü, buna göre davalı ...'ün kefaletinin geçerli olmadığı, davalı ...'ün söz konusu kredi sözleşmelerine dayalı olarak kefil sıfatıyla sorumlu tutulamayacağı…” hükmolunuştur.
c. TTK Uyarınca Teselsül Karinesinin Uygulanacağı Durumlarda Geçerlilik Şekli
Bir durumda ise kefilin, kanunen müteselsil kefil sıfatına haiz olacağı belirtilmiştir. Türk Ticaret Kanunu’nun “Teselsül Karinesi” başlıklı 7.maddesinin 1.fıkrasında belirtildiği üzere, “İki veya daha fazla kişi, içlerinden yalnız biri veya hepsi için ticari niteliği haiz bir iş dolayısıyla, diğer bir kimseye karşı birlikte borç altına girerse, kanunda veya sözleşmede aksi öngörülmemişse müteselsilen sorumlu olurlar.” Söz konusu maddenin 2.fıkrasında ise, “Ticari borçlara kefalet hâlinde, hem asıl borçlu ile kefil, hem de kefiller arasındaki ilişkilerde de birinci fıkra hükmü geçerli olur”. Dolayısıyla, ticari bir borcun teminat altına alınmasına yönelik akdedilen bir kefalet sözleşmesinin, Türk Borçlar Kanunu’nun 583.maddesinde belirtilen, müteselsil kefaletin geçerliliği için aranan özel bir şekil şartı olan “kefilin el yazısı ile müteselsil kefil olduğunu beyan etmesi” kuralına uyulmadan akdedilmesi durumunda, bu kefalet sözleşmesinin geçerli olup olmayacağı tartışılması gereken bir husustur. Çünkü TTK m.7 hükmü ile TBK m.583 hükmü arasında bir çelişki söz konusu olmaktadır. Öncelikle belirtmek gerekir ki; TBK m.583’de düzenlenen şekil şartları, TBK kapsamında kurulan kefalet sözleşmeleri için uygulama alanı bulacaktır. Bu kanun kapsamındaki kefalet sözleşmelerinde kefaletin müteselsil veya adi olarak seçilmesi, sözleşmenin taraflarına bırakılmıştır; taraflar da bu hususu kararlaştırmak zorundalardır. Ancak TTK m.7/2 kapsamındaki kefalet sözleşmelerinde kanun bu tür kefaletlerin, aksi kararlaştırılmadıkça, müteselsil kefalet olarak kabul edileceğini belirtmiş olup bir teselsül karinesi getirmiştir. Bu bağlamda, TBK m.583’deki müteselsil kefalet için gereken özel şarta uyulmadan akdedilen, ticari bir borcun teminat altına alınmasına ilişkin kefalet sözleşmelerinin geçerliliği için özel şekil şartının aranmaması gerekmektedir.[9] Nitekim Yargıtay 6. Hukuk Dairesi de 27.04.2016 tarihli 2015/8817 E. 2016/3432 K. sayılı kararında bu yönde hüküm kurmuştur. “…Davalı, kira sözleşmesini kefil sıfatı ile imzalamıştır. Kira sözleşmesinin 12.maddesinde davalının müteselsil kefil olduğu belirtildiği gibi kiracı, şirkettir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 7. Maddesinde “İki veya daha fazla kişi, içlerinden yalnız biri veya hepsi için ticari niteliği haiz bir iş dolayısıyla, diğer bir kimseye karşı birlikte borç altına girerse, kanunda veya sözleşmede aksi öngörülmemişse müteselsilen sorumlu olurlar. Ticari borçlara kefalet halinde hem asıl borçlu ile kefil hem de kefiller arasındaki ilişkilerde de birinci fıkra hükmü geçerli olur” düzenlemesi bulunmaktadır. Dava dışı kiracı ticaret şirketi olduğundan, belirtilen yasal düzenleme gereği davalı kefil, kiracının borçlarından müteselsilen sorumludurlar. Takibe konu kira alacağı, müteselsil kefilin sorumluluk süresi kapsamında olduğundan, yazılı gerekçe ile karar verilmesi doğru değildir.”[10] Keza Yargıtay 19.HD de 2016/2405 E. 2016/10936 K. Sayılı kararında, “…Temyize konu uyuşmazlık, 28.10.2013 tarihli “müteselsil kefalet senedi”başlıklı belge altında “müşterek borçlu ve müteselsil kefil”kenar başlığı altında imzaları bulunan davalılar ... ve ...'ın müteselsil kefil olup olmadıkları yönünde toplanmaktadır.Mahkemece, adı geçen kişilerin kefalet sözleşmesinde kefalet limitini ve kefalet tarihini el yazıları ile yazmış olmalarına rağmen, “müteselsil kefil sözcüğünü el yazısı ile yazmadıklarından kefaletlerinin adi kefalet olarak kabulü gerektiğinden bahisle yazılı şekilde hüküm oluşturulmuştur. Somut olayda davalılar, dava dışı ... ile davacı ... arasındaki ticari ilişkiden kaynaklanan her türlü borçlara 2.500.000 TL.limitle müteselsil kefil olarak kefalet senedini imzalamışlardır. Görüldüğü gibi, kefalet senedinde kefaletin müteselsil kefalet olduğu açıkça belirtildiği gibi, 6102 Sayılı TTK.nın 7.maddesinde hükme bağlanan ticari teselsül karinesi karşısında ticari borçlara kefaletin müteselsil kefalet olduğunun kabulü gerekir. Bu itibarla olayımızda “müteselsil kefalet” sözcüklerinin kefillerin el yazısı ile yazılmamış olması, kefaletlerinin müteselsil kefalet olarak yorumlanmaması sonucunu doğurmaz. Kefalete dair diğer geçerlilik koşullarının ise gerçekleşmiş olduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır….”[11] şeklinde hüküm kurmuştur.
Bu konuda aksi yönde bir görüş ise Yargıtay 19.HD’nin 04.02.2020 tarihli, 2018/1725
E. 2020/251 K. sayılı kararının incelenmesiyle karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu kararda, bir ticaret şirketinin ortağı olan gerçek kişi, ortağı olduğu şirketin bir banka ile imzaladığı ticari kredi sözleşmesine kefil olmuştur. Kredi taksitlerinin ödenmemesi nedeniyle, banka tarafından kefile icra takibi başlatılmış ve kefil tarafından süresinde dermeyan edilen itiraz sonucunda takip durmuştur. Bunun üzerine banka kefil aleyhine itirazın iptali davası ikame etmiştir. Kefilin, kefalet sözleşmesini müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı konusunda uyuşmazlık söz konusu değil ise de kefalet kısmında yalnız davalının adı, adresi, kefil olunan miktar ve kefalet tarihi ile imzasının yer aldığı, TBK'nun 583. maddesine göre kefalet tarihinin ve limitinin yanı sıra müteselsil kefalet halinde bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğinin de ayrıca kefilin kendi el yazısıyla yazılmasının şart olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Dolayısıyla, ticari borca kefaletin söz konusu olduğu bir durumda Yargıtay 19.HD yine de TBK m.583’de müteselsil kefalet için gereken özel şartı aramıştır. Bu bağlamda, uygulamada bu konuda bir birlik olmadığı görülmektedir.
d. 818 Sayılı Borçlar Kanunu’nun Uygulanması Gereken Durumlarda Şekil
TBK m.583 hükmünde kefaletin geçerliliği için kefil olunacak azami miktarın kefilin el yazısı ile belirtilmesi aranmıştır. Ancak Yargıtay 19.HD’nin 01.06.2020 tarihli 2018/2138 E. 2020/727 K. sayılı kararında[12], “…davacı tarafça kredi kefalet limiti belirtilmediğinden kefaletin geçersiz olduğu ileri sürülmüş ise de sözleşmede belirtilen kredi limitinin aynı zamanda kefalet limiti olarak kabulü gerektiğinden kefaletin geçerli olduğu, dava konusu genel kredi sözleşmelerinde davacının kefalet limitinin açıkça son sayfalarında 500.000,00 TL ve 1.000.000,00 TL olarak belirtilmiş olması nedeniyle davacı şirketin kefaletinin geçerli olduğu…” sonucuna varılmıştır.[13] Çünkü söz konusu karardaki kefalet tarihi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğü girmesinden önceye dayanmaktadır. Eski 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda kefil olunacak muayyen miktarın el yazısı ile belirtilmesi aranmamaktaydı. Her uyuşmazlıkta, uygulanacak olan hukuk, hukukiişlemin yapıldığı tarihtekişartlara tabidir.[14] Bu nedenle, söz konusu kararda, kefilin azami olarak sorumlu olacağı miktarın el yazısı ile belirtilememesi durumunda kefalet sözleşmesinin geçersizolduğu sonucuna varılmamıştır. Bu itibarla, kefalet sözleşmeleri incelenirken, sözleşmenin akdedildiği tarihe de dikkat edilmesi büyük bir önem arz etmektedir.
e. Kefalet Sözleşmesinin Güvenli Elektronik İmza ile Akdedilmesi
Kefalet sözleşmesinin geçerli şekilde akdedilebilmesi için TBK m.583 hükmüne uygun kayıtların yer alması gerekmekte ve hiç şüphesiz ki kefilin imzası gerekmektedir. Bu durumda, teknolojinin hayatımızdaki yerinin önemli derecede artması dolayısıyla kullanımı yaygınlaşan güvenli elektronik imza ile kefalet sözleşmesinin imzalanıp imzalanamayacağı hususu akla gelebilmektedir. 5070 Sayılı Elektronik İmza Kanunu’nun 5.maddesinde, güvenli elektronik imzanın elle atılan imza ile aynı hukuki sonucu doğurduğu hükmolunmuş olup söz konusu maddenin ikinci fıkrasında ise teminat sözleşmelerinin güvenli elektronik imza ile akdedilemeyeceği ortaya konulmuştur. Kefalet sözleşmesi de teminat amacı güden bir sözleşme olduğundan, güvenli elektronik imza ile akdedilemeyecektir.
f. Evli Kişilerin Kefaletinde Eşin Yazılı Rızasının Aranması
Türk Borçlar Kanunu’nun 584.maddesinin ilk fıkrasında, kefil olacak kişinin evli olması durumunda kefalet sözleşmesinin geçerliliği için başka bir şart daha aranmaktadır. Buna göre eşlerden biri, mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, diğer eşin yazılı rızası olmadan kefil olamaz. Bu rızanın ise en geç sözleşmenin kurulması aşamasında verilmesi gerekmektedir. Nitekim, Yargıtay 13.HD’nin 12.02.2020 tarihli, 2017/10030 E. 2020/2039 K. sayılı kararında[15] “…Borçlar Kanunu’nun 583. maddesinde, kefalet sözleşmesinde kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi ve müteselsil kefil ise bunu ve bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifade ile yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısı ile belirtmesinin şart olduğu belirtildikten sonra 584. maddede, eşlerden birinin ancak diğerinin yazılı rızası alındıktan sonra kefil olabileceğinin hüküm altına alındığı ve kefilin eşinin de kefalete rıza gösterdiğine dair el yazısı ile açıkça yazılı olarak beyanda bulunmasının zorunlu olduğunun düzenlendiği, 01/02/2016 tarihli haciz zaptı incelendiğinde ise bu hususlara riayet edilmediği, dolayısı ile yapılan kefillik işleminin geçerli olmadığı…” sonucuna varılmıştır.
Ancak her tür kefalette eşin rızası aranmamaktadır. Eşin rızasının aranmayacağı haller TBK m.584/3 hükmünde gösterilmiştir. Buna göre:
• Ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletlerde,
• Mesleki faaliyetleri ile ilgili olarak esnaf ve sanatkârlar siciline kayıtlı esnaf veya sanatkarlar tarafından verilecek kefaletlerde,[16]
• 5570 sayılı Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi Kullandırılmasına Dair Kanun kapsamında kullanılacak kredilerde verilecek kefaletlerde,
• Tarım kredi, tarım satış ve esnaf ve sanatkarlar kredi ve kefalet kooperatifleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca kooperatif ortaklarına kullandırılacak kredilerde[17] verilecek kefaletlerde eşin rızası aranmamaktadır.
g. Diğer Şahsi Teminat Sözleşmelerinde Şekil
TBK m.603 hükmüne göre, “Kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve eşin rızasına ilişkin hükümler, gerçek kişilerce, kişisel güvence verilmesine ilişkin olarak başka ad altında yapılan diğer sözleşmelere de uygulanır.” Bu bağlamda, şahsi teminat içeren garanti sözleşmesinin ve borca katılmanın söz konusu olduğu durumlarda da kefalete ilişkin nitelikli şekil kuralına uyulması gerekmektedir.[18]
SONUÇ
Kefalet sözleşmelerinin akdedilmesi esnasında Türk Borçlar Kanunu’nun 583.maddesinde belirtilen kayıtların yer alması gerekmektedir. Aksi takdirde, akdedilen kefalet sözleşmesi geçersiz olacak ve alacaklı, asıl borçludan tahsil edemediği borcu kefilden de tahsil edemeyecektir. Özellikle Türk Ticaret Kanunu’nun 7.maddesinde belirtilen teselsül karinesinin uygulama alanı bulduğu kefalet sözleşmelerinde Yargıtay’ın birbiriyle çelişen kararları mevcut olduğundan, bu konuda bir görüş birliği bulunmamaktadır. Bu nedenle hukuk uygulayıcıları, kefalet sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıkların sonuçlarını önceden tahmin etmekte güçlük çekmektedirler. Kefalet sözleşmesinin geçerli şekilde kurulup kurulmadığına ilişkin ihtilafların azalması açısından Yargıtay’ın bu konuda net bir görüşe sahip olması gerekmektedir. Sözleşmenin geçerli bir şekilde akdedilmesinde hata yapılmaması için öncelikle kefaletin türünün doğru olarak belirlenmesi ve bundan sonra bu kefalet türüne ilişkin kanunda öngörülen geçerlilik şekillerine ilişkin kayıtların sözleşmeye eklenmesi gerekmektedir.
KAYNAKÇA
- OĞUZMAN/BARLAS, MEDENİ HUKUK (VEDAT KİTAPÇILIK, 21.BASI)
- ZEVKLİLER/GÖKYAYLA, BORÇLAR HUKUKU ÖZEL BORÇ İLİŞKİLERİ (TURHAN KİTABEVİ, 15.BASI)
- EREN, BORÇLAR HUKUKU ÖZEL HÜKÜMLER (YETKİN YAYINCILIK, 5.BASKI)
- AYAN, KEFALET SÖZLEŞMESİ (ADALET YAYINEVİ, ANKARA - 2018)
- KAZANCI İÇTİHAT BİLGİ BANKASI
- LEXPERA
[1] Bkz. OĞUZMAN / BARLAS , Medeni Hukuk s.170 (Vedat Kitapçılık, 21.Baskı)
[2] ZEVKLİLER / GÖKYAYLA, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri
[3] ZEVKLİLER /GÖKYAYLA, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri s.710
[4] ZEVKLİLER /GÖKYAYLA, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri s.710
[5] ZEVKLİLER / GÖKYAYLA, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri (Turhan Kitabevi, 6. Baskı)
[6] EREN, Borçlar Hukuku Özel Hükümler, s.773
[7] AYAN, Kefalet Sözleşmesi, s.193
[8] Kazancı İçtihat Bilgi Bankası
[9] Bkz. : EREN, Borçlar Hukuku Özel Hükümler s.774 ; AYAN, Kefalet Sözleşmesi s.61 ; 19.HD 18.04.2016, 958/6749: “Davalı, davaya konu genel kredi sözleşmesini kefil olarak imzalamıştır. Dava tarihinde yürürlükte bulunan maddesinde öngörülen ticari teselsül karinesi uyarınca ticari nitelikteki genel kredi sözleşmesine kefaletin müteselsil kefalet olduğunun kabulü gerekir.”
[10] Lexpera
[11] AYAN, Kefalet Sözleşmesi s.62
[12] Kazancı İçtihat Bilgi Bankası
[13] Aynı yönde : Yargıtay 19.HD’nin 16.01.2020 tarihli 2018/2853 E. 2020/17 K. sayılı kararı
[14] OĞUZMAN / BARLAS, Medeni Hukuk s.79; “Kanunların geçmişe etkili olması, hukuk güvenliği ile bağdaşmayacak bir durumdur. Mesela, yapıldığı sırada geçerli olan bir evlenmenin sonradan çıkan bir kanunla baştan beri hükümsüz sayılması hiçbir şekilde onaylanamaz.”
[15] Kazancı İçtihat Bilgi Bankası
[16] Bkz. Yargıtay 19.HD’nin 13.11.2019 tarihli 2017/5481 E. 2019/5112 K. sayılı kararı : “…davacının sicile kayıtlı esnaf olduğu ve esnaf olan asıl borçlunun davalı bankadan çektiği krediye kefil olduğu, bu tür kefaletlerde TBK'nun 584/3 maddesi gereğince eşin rızasının aranmayacağı…”
[17] Bkz. Yargıtay 19.HD’nin 03.02.2020 tarihli 2018/2150 E. 2020/230 K. sayılı kararı : “…kullandırılan hazine destekli kredinin anılan maddenin (TBK 584/3) 28.03.2013 tarih, 6455/77 madde ile değişik 3. fıkrası kapsamında olduğu ve bu kredi nedeniyle verilecek kefaletlerde eş rızasının aranmadığı…”
[18] EREN, Borçlar Hukuku Özel Hükümler, s.773


